Bugün amcalarımdan biri olan Cemil Amca toprağa verildi. Üzüntülü olmama rağmen bu satırları yazıyorum; çünkü bayağı bir ders çıkardım bu ölümden. Akraba ilişkileri, ölüm gerçeği, genç ölüm gibi konular içimde dalgalanıp duruyor. İnsanoğlu şaşkınlıkla ve unutmayla donanmış ki ders alamıyoruz. “En büyük vaiz musalla taşında yatan ölüdür.” demiş büyüklerimiz. Ama kaptırmışız kendimizi boş olaylara ve bitmez bir kapitalist arzuyla saldırıyoruz maddi varlıklara.
Cenaze yıkanırken baktım ve yüreğim dağlandı. Canım amcam sessizce ve hareketsizce yatıyordu. Oysa yaşasaydı beni gördüğünde sevinir ve memnuniyetini belirtirdi. Oysa ne oldu ki öyle sessizce yatıyordu mermerin üstünde? Demek ki insanı canlı tutan “ruh” var. Burada tanrıtanımazların bol bol düşünmeleri gerekiyor. “Keşke”ler içimi yakmaya başladı. Neden daha sık akrabalarımı, dostlarımı ziyaret etmediğime bir cevap bulmaya çalıştım; ama kahrolsun ki haklı bir nedenim yoktu. Cenaze yıkandıktan sonra mezarlığa doğru yolculuk başladı. Cenaze aracında, tabutun yanı başında ben de vardım. Cenaze aracına binen 10 kadar kişi canlıydı, ama amcamdan hiç ses gelmiyordu. Camiye geldik ve ikindi namazından sonra cenaze namazı kılındı. Amcam son görevini yapmış ve musalla taşında bize nasihat veriyordu; ama bütün şehirde hayat yine akıyordu. Caminin dışında binlerce insan vardı ve caminin bahçesindeki tabuta muğlâk gözlerle bakıyorlardı, ama kaç tanesi durup düşündü, bilmiyorum. Cenaze namazı bittikten sonra mezarlığa olan yolculuk başladı. Bu sefer araç kullanılmamış ve Merhumu omuzlarda son evine doğru taşıdık. Aile mezarlığına geldik ve rahmetli dedemin yanındaki boş mezar çoktan hazırlanmıştı. Yüreğim kaldırmadığı için kabre girip cenazenin gömülmesine yardım edemedim işte. Ölüm bütün karalarını temizliyor insanların. Bembeyaz kefenler içinde, dualar eşliğinde sonsuzluğa uğurladık merhumu. Oysa biz duymasak bile hem Cemil Amca, hem diğer ölüler haykırıyorlardı. “Biz ölmedik! Hazır olun mezara!” diye haykırıyorlardı; ama biz kulağımızı tıkamıştık ve dünyanın sahte zevklerine takılmıştık ya. Amcamın üstüne toprak yığdık ve ayrıldık mezarlıktan. Hani sevgiler sonsuzdu, hani kalbimiz çok engindi; ama onu orda bıraktık ve dünyaya tekrardan hırsla saldırmaya başladık.
Bütün bunları yaşarken, Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiirini içimden söylüyordum durmadan. Sorgulamalarım da bitmiyordu ve kendimi suçluyordum. Keşke daha sık Amcamı ziyaret etseydim ve keşke daha sık hatırını gözetseydim; ama O acele etmişti ve sonsuz hayata gitmek için beklememişti. Peki, şimdi ne olacaktı? Sonsuz bir ayrılık mı vardı, yoksa belli bir süre sonra belli bir mekânda tekrar buluşup görüşecek miydik? Evet, bu dünya geçiciydi ve insan ölmek zorundaydı ki sonuz bir hayatı elde edebilsin. Amcam da sonsuz bir hayat özlemiyle ölmeyi seçmişti ve sonsuzluğa doğru genç bir yaşta yelken açmıştı. Biliyorum ki tanımlayamadığım, ayrıntılarını bilmediğim bir dünyada bizleri bekliyor ve belki de bizlere sesleniyor; ama biz kapatmışız kulaklarımızı ve ölümü anlamaya çalışmıyoruz. Ah, sevgili Cemil Amca, sen sonsuz bir hayatı tercih ettin ve gittin genç bir yaşta. Umarım orda rahat edersin ve yine umarım ki oradan bize seslendiğini duyarız da ölmeden önce ölmeyi anlarız. Sen gerçekte ölmedin. Sadece ve sadece başka bir âleme yerleştin. Seni özleyeceğim ve sen aklıma geldiğin zaman kalbim sızlayacak; ama Hak’tan gelene itiraz edemeyiz. Sen orda rahat uyu ve sakın tasalanma burada kalanlara. Seni özleyeceğimden emin ol. Gittiğin yerde umarım huzur bulursun. Şimdilik hoşça kal!
15.09.2007
Mezarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mezarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Mayıs 2009
Eskilerden 17...ERKEN ÖLMEK İSTEMİYORUM; ÇÜNKÜ HAYATI SEVİYORUM
Hiç mezarlığa gider misiniz? Ben arada mezar ziyareti yapan birisiyim. Hem yakınlarımın mezarlarını ziyaret ediyorum ve hem de ölümü anlamaya çalışıyorum. Bildiğiniz gibi ölümün yaşı ve zamanı belli değil. Zaten mezar taşlarında yazanları okursanız dediğimin gerçekliği ortaya çıkar. Hiç ummadığı yaşta ölenler o kadar çok ki...İşte, ne zaman mezarlığa gitsem anlıyorum ki yaşamak güzel bir duygu ve insan olarak bu hayatı devam ettirmek vazgeçilmez bir nimet.
O zaman intihar eden, ölmek isteyen, hayattan nefret eden insanlara ne demeli, söyler misiniz? Başı sıkışınca ölümü isteyen, dünyanın çilelerine tahammül edemeyen insanlar acaba doğru mu yapıyorlar? Peki sizce bu dünyanın anlamı ne? Yani, bu dünya sonsuz zevklerin yeri mi veya bir imtihana tabi tutulmak için yollandığımız bir yer mi? İşte, bütün sorun burda. Dünyanın ne olduğunu tam olarak kavrayamayan bizler sıkıntılara tahammül edemiyoruz ve zaman zaman ölümü isteyebiliyoruz. Oysa öğretildim ki bu dünyada tam olarak mutlu olmak mümkün değil ve olmadık bir zamanda sıkıntılar saldırabiliyor acımadan. Yani, burası eksik mutlulukların yeri...Bu dünyada sonsuz mutluluğu arayan ve aradığının uğrunda vahşice bir ömür harcayan insanlara şaşıyorum. Bu dünyada bütün güzellikler yok olmaya mahkum ki...En güzel yüz bile çürüyecekse, en kuvvetli bedenler bile toprak olacaksa bu bitmez kavganın anlamı ne, söyler misiniz? Neden ölümün arkasını anlayamıyoruz ve hiç ölmeyecekmiş gibi vahşi bir kapitalizmle saldırıyoruz dünyanın yalan güzelliklerine? Evet, yaşamak güzel bir duygu;ama bu dünyanın eksik bir yer olduğunu kavrayamayan, hırsları uğrunda vahşileşen, azcık sıkıntıya uğrayınca da küsüp ölmeyi düşünen insanları anlamıyorum.
Erken ölmeyi istemiyorum ve hayata karşı direnmeye de istekliyim; ama bu dünyanın geçici olduğunun da farkındayım. Evet, yaşamak güzel, sıcacık kahvemi yudumlamak güzel, iyi bir finansal ekonomist olmak güzel, yeğenlerimi öpüp koklamak güzel,bir çay bahçesinda oturup çay yudumlamak güzel, gazetemi doya doya okumak güzel; ama bütün bunlar dünyanın gerçeğini değiştirmiyor. O zaman çözüm ne, söyler misiniz? Çözüm: İnsanca yaşamak güzel, ama bu dünyanın sonsuz olmadığını, burasının bir sınav yeri olduğunu, sıkıntılara karşı tahammül etmenin doğru olduğunu bilmek ve bunu özümsemek daha güzel...
26/10/2006
O zaman intihar eden, ölmek isteyen, hayattan nefret eden insanlara ne demeli, söyler misiniz? Başı sıkışınca ölümü isteyen, dünyanın çilelerine tahammül edemeyen insanlar acaba doğru mu yapıyorlar? Peki sizce bu dünyanın anlamı ne? Yani, bu dünya sonsuz zevklerin yeri mi veya bir imtihana tabi tutulmak için yollandığımız bir yer mi? İşte, bütün sorun burda. Dünyanın ne olduğunu tam olarak kavrayamayan bizler sıkıntılara tahammül edemiyoruz ve zaman zaman ölümü isteyebiliyoruz. Oysa öğretildim ki bu dünyada tam olarak mutlu olmak mümkün değil ve olmadık bir zamanda sıkıntılar saldırabiliyor acımadan. Yani, burası eksik mutlulukların yeri...Bu dünyada sonsuz mutluluğu arayan ve aradığının uğrunda vahşice bir ömür harcayan insanlara şaşıyorum. Bu dünyada bütün güzellikler yok olmaya mahkum ki...En güzel yüz bile çürüyecekse, en kuvvetli bedenler bile toprak olacaksa bu bitmez kavganın anlamı ne, söyler misiniz? Neden ölümün arkasını anlayamıyoruz ve hiç ölmeyecekmiş gibi vahşi bir kapitalizmle saldırıyoruz dünyanın yalan güzelliklerine? Evet, yaşamak güzel bir duygu;ama bu dünyanın eksik bir yer olduğunu kavrayamayan, hırsları uğrunda vahşileşen, azcık sıkıntıya uğrayınca da küsüp ölmeyi düşünen insanları anlamıyorum.
Erken ölmeyi istemiyorum ve hayata karşı direnmeye de istekliyim; ama bu dünyanın geçici olduğunun da farkındayım. Evet, yaşamak güzel, sıcacık kahvemi yudumlamak güzel, iyi bir finansal ekonomist olmak güzel, yeğenlerimi öpüp koklamak güzel,bir çay bahçesinda oturup çay yudumlamak güzel, gazetemi doya doya okumak güzel; ama bütün bunlar dünyanın gerçeğini değiştirmiyor. O zaman çözüm ne, söyler misiniz? Çözüm: İnsanca yaşamak güzel, ama bu dünyanın sonsuz olmadığını, burasının bir sınav yeri olduğunu, sıkıntılara karşı tahammül etmenin doğru olduğunu bilmek ve bunu özümsemek daha güzel...
26/10/2006
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)