11 Ağustos 2014

YAŞARSIN veya ÖLÜRSÜN

Şu dünyada en zor şeylerden biri nedir, söylememi ister misiniz? Araf'ta yaşamak. Şu dünyada ya yaşarsın ya ölürsün, ötesi yok! Dini boyutu çıkartırsak; yaşayamıyorsan, ölmelisin. İntihardan bahsetmiyorum. Yaşamak ve ölmek nedir? Yaşamak demek huzur demektir, kafanın içinde milyon tane soru işaretinin çarpışmaması demektir. Ölmek mi? Derin bir nefes çekişi ve sürekli uyuma isteği.

Yaşıyorsan... İçinde milyon tane eksiklik, pişmanlık, çaresizlik yoktur. Sabahları gülerek uyanırsın ve uyandığında da başın ağrımaz. Tek kaldığında da çıldırmaya ramak kalmaz. Ve en önemlisi de "iki günün birbirine eşit değildir".

Ölmüşsen... Sahip olamadıkların kalbini sıkar da sıkar. Uyuyamazsın yada uyanmak istemezsin. Ve dua ile isyan arasında haykırırsın ki Azrail gelsin yanına...

Peki yaşamak mı güzel ölmek mi? Elbette yaşamak, ama insan gibi... Tekrardan belirteyim, mutedil bir hayattan bahsediyorum ve dini boyutu bu yazıda kullanmıyorum. Yaşıyorsan, elin tutuyorsa, bir bardak soğuk suyu kana kana içiyorsan, sıcacık kahveni yudumlayabiliyorsan... Ama ölüysen?.. Uyanmak istemediğinde, yataktan çıkmaktan nefret ettiğinde, sabaha kadar vaktini saçma sapan şeylerle harcadığında... Mesela iş ararken ölmüştüm ben. Askerden gelince, yaklaşık 8 ay işsiz dolaştım. İşsiz derken, istediğim iş olmayınca... O kadar çok iş reddettim ki... Ama ölüydüm ben! Sabaha kadar bilgisayar başında otururdum... Kariyer sitelerine saatlerce göz atar, Facebook'ta bana bir mesaj gelecek diye umutla bekler... Mesaj derken, çalışan bir arkadaşın hatırımı sorması... Güneş doğduktan sonra uyurdum işte. Öğleye doğru kahvaltı için kalkardım. Ve daha sonra, annem evden giderse... Hemen yatağa atardım kendimi, dizlerimi karnıma yaklaştırır ve uyurdum. Uyuyana kadar da haykırırdım. Evet, güzel bir iş bulana kadar ölüydüm ben. Ve öyle bir ölü ki ne ziyarete geleni var, ne de dua okuyanı... Neyse, işe girdikten sonra ruhum bedenime tekrardan döndü.

Ve ben yaşamak istiyorum. Gerçek anlamda ölmeden önce, yaşamak istiyorum doya doya. Huzursuzluk, saçma sapan hadiselere göğüs germe ve can sıkıntısı istemiyorum. Son söz: İnsanı kahır öldürür. Vesselam.

17 Temmuz 2014

SAP ERP ÖĞRENİMİ HAKKINDA

Vakt-i evvelinde "Bilgisayarlı Muhasebe" kursuna gitmiştim. Çok şey öğretileceğini düşünüyordum. LOGO LKS 2 ile ön muhasebe öğretilmişti. Mali tablolar, maliyet muhasebesi gibi alanlara hiç girilmemişti. Sadece cari hesap hareketleri, banka işlemleri, çek, senet vs... ERP dediğin bu muydu?

Yıllar geçti ve SAP adını duydum. Görebildiğim kadarıyla, büyük şirketlerin birçoğu SAP çözümlerini kullanmaktaydı. Hedeflerim varsa, SAP modüllerine en azından aşina olmalıydum. Uygun kurs araştırayım dedim, ama inanılmaz fiyatlar talep ediliyordu kurs görevlileri tarafından. Zaten eğitime katılmak neredeyse cüzdanı kaptırmakla aynı gibi canım ülkemde.

Maddi açıdan uygun ve bana bir şeyler öğretebilecek uzaktan eğitim sitelerini araştırmaya karar verdim. Uzaktan eğitim ve aynı zamanda interaktif olmalıydı. Yani dokümanları indir ve oku şeklinde olmamalıydı. Ve aynı zamanda İngilizce olmalıydı. Böylece com2learn ile tanışmış oldum. Ve SAP FI-CO (Finansal Muhasebe ve Maliyet Muhasebesi) modüllerini satın almış oldum. Zamanla diğer modüller de neden olmasındı ki...

Şu an çalıştığım bankanın BYS'si elbette karışık bir yapı ve SAP da bundan daha karışık olmamalı, ama bilmeniz beklenebilir, yani bilmeniz için size süre verilmeyebilir yarın başka bir kariyer yolu seçtiğinizde. Ve ilgili eğitim sadece okuma üzerine kurulu değil. Siz de örnekler yapmak zorundasınız, yoksa eğitim ilerlemiyor.

Tekrardan geçmişe dönelim... SAP FI CO modülünü aldıktan sonra birtürlü devam ettirememiştim. Geçen ay yetkili kişiye e-posta yolladım ve ödemeyi yapmama rağmen, eğitimi tamamlayamadığımı belirtmiştim. Bir Danimarka şirketinin eğitim hizmeti... Bay Ole Nielsen eğitimi bana tekrardan tanımladı ve başladım. Önce Asset Accounting bölümünden başladım ve dört bölümü bitirmiş oldum. Cidden ayrıntılı bir eğitim ve üniversite yıllarıma tekrardan dönmek zorunda kaldım; zira muhasebe bilgilerimi tazelemek tek başına yeterli olmadığı gibi, kavramların İngilizce'sini de tekrar hatırlamak zorundayım. Muhasebe denetimi zaten çok önemli bir alan. Bu eğitim sayesinde, muhasebe bilgilerim tazelenmiş olacak.



Finansal muhasebe, mali tablolar analizi ve maliyet muhasebesi bilgilerimi canlandırmak ve hatta şahlandırmak zorundayım, zira muhtemel iç denetim görevlerinde çok önemli alanlar... Toplamda beş kitaptan oluşan canlandırma planım hazır. İlk kitap için kitapyurdu bana yardımcı oldu: Financial Accounting, Prof Dr Mehmet Sayarı, Gazi Kitabevi...

Velhasıl, SAP eğitimi düşünüyorsanız; tavsiyelerim bunlardan ibaret. Benim için faydalı ve eğitici bir süreç olacağına inanıyorum.

9 Temmuz 2014

HOBY DEDİĞİN NASIL OLMALI?

Yabancı kökenli ve eğreti bir kelime "Hoby", ama gecenin şu saatinde ikamesini bulamadım. Mazur görün!

İnsanlara hoby'lerin nedir diye sorulduğunda, alınan yanıtlar aşağı yukarı belli: Yürümek, kitap okumak, bilgisayar kullanmak vs... Yurdum insanı çok mütevazi hoby'lere sahip, zira hoby dediğiniz para ile +1 korelasyon katsayısına sahip.

Yeterli param ve zamanım ve cesaretim olsa, bence şunlar hoby:

1) Bol bol yurtdışına gideceksin. Özellikle gemiyle... Hanımla konuştuk ve nasip olursa, ileriki yaşlarda gemiyle dünya turu istiyoruz, ama keşke genç yaşlarda mümkün olabilse. Ama çok zor... Atlayacaksın gemiye ve okyanuslara açılacaksın. Birkaç ay sürecek bir gemi yolculuğu ve dünyanın farklı yerlerine günlük ziyaretleri de içerecek. Mesela İskandinav ülkelerinde Kuzey Işıkları'nı seyredeceksin, İzlanda'da muhteşem sıcak su kaynaklarını gözünle göreceksin, İtalya'da Venedik'te kanallarda sakince tekneyle dolaşacaksın, Mısır'da ukala Firavun eserlerini göreceksin, Saint Petersburg'ta akşam kahvesi içeceksin vs..

2) Doğa yürüyüşüne katılacaksın ve küçük çadırını kurup, dağın başında sabahlayacaksın. Elbette tek kişi olmaz! Kalabalık bir insan topluluğu... Yoksa gecenin karanlığında dışarda bir ses duysan veya kurtlar ulusa, ister istemez insan ürperir. "Doğada Tek Başına" ve "Ultimate Survival" beni tahrik edip duruyor. Bu hoby inşallah 40'lı yaşların başında gerçek olacak.

3) Belki garip gelecek, ama paten kaymayı çok isterdim. Bir belgesel seyretmiştim. AB ülkesinin birinde, insanlar patenle işe gidiyor. Trafik derdi yok, bisikletin sınırlamaları yok vs... Üfül üfül hava, hız, cesaret vs.. İnsanlar işe gelince, duşlarını alıyorlar ve takım elbiselerini giyip, işe başlıyorlar. Benim ülkemde mümkün mü? Pek de değil! En başta, birsürü insan laf atıp, sinirlerinizi felç edebilir. Sonra, köpekler peşinizden koşup, havlayabilir. Ve mizahı bırakalım, yollarımız müsait değil. Kaldırımlar da aynı şekilde... Yolda devam etseniz, sadist ruhlu sürücüler sizi korneyle taciz edecektir. Ama keşke mümkün olsa... Bisiklete göre daha özgür, zira bisiklete göre manevra yeteneği daha fazla.

4) Maket gemi yapabilmek... İşte bu mümkün! Masamın bir köşesinde malzemelerim olsun ve kendi küçük gemimi yavaş yavaş yapayım. Mümkün, ama sabitlenmem gerek. En başta, bir kursa gitmeliyim. Bu hoby umarım ki çok fazla vakit geçmeden gerçek olacak.

5) Yamaç paraşütü... Kanatlarımın olmasını çok isterdim, ama madem kuş olamadım:) E o zaman, yamaş paraşütü ne güne duruyor?

6) Teleskopla uzayı incelemek. İyi bir teleskop satın almak istiyorum. Elbette Hubble olamayacak, ama en azından yıldız kümelerini vs. seyredebilmek istiyorum.

Umarım ki yeterli param, zamanım ve cesaretim olur ve hoby'lerim hayallerimde kalmaz.

İKİ VEDAT VARMIŞ

Tevafuk mu dersiniz, tesadüf mü dersiniz, bilemiyorum.

Ama bence Allah'tan gelen bir tevafuk!

Temmuz 3'te oğlumuz Vedat Musab 1 yaşını doldurdu ve Temmuz 5'te olişin dedesi, yani babamın ölüm yıldönümü... Yani Allah bir Vedat'ı aldı ve yerine bir Vedat'ı verdi.

Rabbim, hikmetinden sual olunmuyor.

Ve diğer tevafuk!.. Oğlumla aramdaki yaş farkı babamla aramdaki yaş farkıyla aynı... Bu da ilginç bir tevafuk.

Bu iki tevafuku açıklamak cidden zor.

Baba, artık oğlun da bir baba oldu ve oğluna senin adını verdi. Sen aramızdan 1993'te ayrıldın ve 2013'te senin adını taşıyan torunun doğdu. Sisler arasında kalsan bile, hatıran kalpte... Yazılacak çok şey var, ama paylaşmak istemiyorum daha fazla. Rahat uyu!

6 Temmuz 2014

PROJE YÖNETİMİ HAKKINDA

Uzun bir makale yazmayı düşünmüyorum. Zaten proje yönetim uzmanı da değilim. Sadece en kısa sürede, en az kaynakla "proje yönetimi" konusunda kendimizi nasıl geliştirebiliriz, buna odaklanacağım.

Öncelikle, bakıyorum insanlara, ilgili veya ilgisiz çok sayıda insan PMP olmak için çabalıyor. Dur arkadaş, ülkenin elektrik üretimine katkıda bulunacak büyük bir barajın proje yöneticisi misin? Hayır!.. Olsa olsa, çalıştığın şirkette bir proje takımının içinde olabilirsin. Örnek: Elektrik giderlerinin azaltılması projesi... Elbette kurum içi projelerde görev almak çok kıymetli bir şey, ama bunun için PMP olmaya, bu unvanı alabilmek için yığınla para ve zaman tüketmeye gerek yok. İktisat biliminin temek kaidesi: Kıt kaynaklar...

Peki, proje yönetimi bakkal defteri kullanarak mümkün mü? Evet, projeden fayda elde etme ihtimalini azaltmak istiyorsanız, why not? Demiyorum ki PMP olmayın ve bu konu çok basit! Hayır, herkesin PMP olmasına gerek yok diyorum sadece.

Proje yönetimi nedir, bu konuyu biraz irdelemek gerek. Proje yönetimi ile ilgili çok sayıda eğitim bulabilirsiniz ve bu eğitimlere birkaç bin TL para da verebilirsiniz, ama ben vermem! Ne mi yapıyorum peki? Çalıştığım bankanın bana verdiği imkanla, http://www.myenocta.com/ adresinden "Proje Yönetimi" eğitimini kendime atadım. Sıfır maliyetle, yazılı ve sesli kaynak temin etmiş oldum.

Peki, proje yönetimi için çok pahalı yazılımları satın almaya gerek var mı? En başta demiştim, baraj inşaatı proje yöneticisi değiliz. Online MS Project eğitimi satın aldım 40 TL vererek ve bu eğitimi tamamlamaya çalışıyorum. Zaten MS Project iş bilgisayarımda kurulu. Yani yazılım satın alma derdim de yok. Toplamda 40 TL ile proje yönetimi hakkında ortalama bir düzeyde bilgi sahibi olmayı amaçlıyorum. Bu sayede, çalıştığım veya çalışacağım şirketlerde eğer bir projenin beyin takımı içinde olursam, söyleyecek sözüm olacağına inanıyorum.

Sözün özü: "Asgari maliyetle kişisel gelişim fırsatlarını araştırmak gerek!".

28 Haziran 2014

SOSYAL MEDYA DENETİMİ

Öncelikle tespitle konuya başlayalım: Birçok şirketin sosyal medya politikası mevcut değildir ve iç denetim birimleri olan şirketlerin birçoğunda da sosyal medya denetimi icra edilmemektedir. Kendimden bir örnek vereyim mi? Faaliyetlerini takip ettiğim bir şirketle ilgili olaraktan sosyal medyada sayfalar açtım. Aradan yıllar geçti ve o holding çalışanlarından bile sayfalara üye olanlar oldu, ama şirketin resmi kanallarından bana dönüş yapan bir yetkili bile olmadı. Büyük bir holding ve holding şirketlerinin çoğu ISO 500 şirketi... Ben o holdingi cidden beğeniyorum, ama ya kötü niyetli biri olsaydım? Evet, sosyal medyada o holding hakkında olumsuz haberler yaysaydım, muhtemelen holding yöneticilerinin haberi bile olmayacaktı.

Sosyal medyanın sözlük anlamını burada paylaşmayacağım. Ve zaten çok pahalı eğitimler de mevcut ve bu eğitimleri bitiren anlı şanlı sosyal medya uzmanları da! Ben de sosyal medya uzmanlık eğitimi aldım, ama gayet makul bir ücretle... Kısaca şuna değineyim: Sosyal medya klasik iletişim kanallarını alt üst etmeyi başarmıştır! Hatırlayın, şirketlerin iletişimi önceleri tek yönlü olurdu. Televizyon reklamları, gazetede ilanlar veya radyoda sözlü reklamlar... Müşteriler bu iletişimin bir öğesi değildi. Ama sosyal medya bu tek yönlü iletişimi ortadan kaldırmayı başarmıştır.

Başarılı bir şirket yumurtadan bir anda çıkmamaktadır. Yılların birikimi, emeği, çabası ve uzmanlığı... Sermayedarların, yöneticilerin ve işçilerin alın teri... Çabalarınız neticesinde gurur duyduğunuz bir şirket meydana getirebilirsiniz, fakat sosyal medyada şirketiniz hakkında çıkabilecek bir haber (yalan, iftira vs.) bütün bu çabaları alt üst edebilir ve telafi edilemeyecek zararlar açığa çıkabilir. Sosyal medyanın doğasında olan bir şey, zira sosyal medyada iletişimin sınırları belli değil.

Peki şirketler sosyal medyada ne yapmalılar? Öncelikle sosyal medya politikanız olacak. İcrai birimleriniz iç denetim biriminizle bir araya gelecek ve sosyal medyanın şirketiniz üzerindeki muhtemel (olumlu ve olumsuz) etkileri tartışılacak. Ve sosyal medyada resmen var olacaksınız ve müşterilerinizle çift yönlü diyaloğu her an sürdüreceksiniz. Müşterilerden gelen bildirimleri her zaman önemseyeceksiniz, zira aleyhinizde olan bir bildirim milyonlarca insana çok kolay bir şekilde ulaşabilir. Sosyal medyada kriz yönetimine değinmedim. Şirketinizin bu konuda stratejileri var mı?

Peki sosyal medyada, çalışanlar ne yapmalılar ve ne yapmamalılar? Çalışanlarınız sosyal medya hakkında muhakkak bilgilendirilmeli. Çalışanlar şirketiniz hakkında haber yayamayacaklarına ve açıklama yapamayacaklarına dair taahhüt vermeli ve hukuk müşavirliğiniz uygun görürse, bu konuda bütün çalışanlardan taahhütname alınmalı. Evet, şirketiniz hakkında bütün açıklamalar kurumsal iletişim biriminiz tarafından yapılmalı ve sosyal medyada kurumsal iletişim biriminiz vasıtasıyla var olmalısınız. Kurumsal iletişim biriminiz "sosyal medya takip programı" kullanmalı ve şirketiniz hakkında çıkan bütün haberler, yorumlar, paylaşımlar vs. 7/24 takip edilmeli. 7/24 önemli bir kavram. Mesai saatleri içinde sosyal medyayı takip ettiniz ve mesai bitince de takibi bıraktınız... Oldu mu? Hayır, kurumsal imajınıza saldırılar 7/24 gelemez mi? O zaman gece vardiyasında sadece üretim şefleri ve işçileri kalmayacak, sosyal medya takip uzmanı da kalacak. Ek olaraktan, çalışanlarınızı sosyal medyada takip etmeniz gerekmektedir. Takip derken, insanların ideolojisini, siyasi görüşünü ve dini inancını takip edip, gerekli yerlere ispiyonlamayı kastetmiyorum.

Peki sosyal medyada iç denetim birimleri var olmalı mı? Elbette, şirketinizin sosyal medya politikasını, kullandığı araçları, faaliyetlerini ve çalışanların sosyal medya paylaşım eğilimlerini vs takip etmelisiniz iç denetim birimleri... Sosyal medya denetiminde kullanılacak araçlar ve oluşturulan kontrol noktaları sürekli irdelenmeli ve güncelleştirmeler ihmal edilmemeli.

19 Şubat 2014

HER ŞEY UNUTULUR

İnsan bu, her şeyi unutur ve yeniden başlar her şeye. Gaflet mi, rahmet mi unutmak?.. Geriye ne kendisi kalır, ne de sahip oldukları...

Facebook üzerinden yazmaya devam ediyordum. Burayı çok ihmal ettim, çok... İnşallah burada yazmaya devam edeceğim. Tek sorunum var: Henüz yedekleme yapmadım... Facebook yazılarımı da buraya aktarmalıyım.

Zaman dar, kısıtlı... Ömür dediğinse bir rüya... Geride kalan yazdıklarındır. Mahlasla yazmayı da bırakmam lazım...

Çok hamdım, Allah kavrulmamı diledi ve yandım cehennemlerde. Rabbim, acizim ve isyan etmek istemiyorum. Beni bela ile imtihan etme, zira çok acizim. Güzellikle imtihan et ve başarılı kıl lütfen... Ve yaşadıklarımı yazıya dökmem için bana fikir ve güç ver Rabbim... Yazmak ne hoş bir meşgale...

Öğle yemeğinden geldim ve başım çok ağrıyor. Allah aşkına, eski baş ağrılarım mı nüksediyor? Yazık... İmtihan içinde imtihan ve başarısız bir talebe... Rabbim, talip olmadım bu yüke. Zira ben zayıfım ve nefsim beni ezer.

Kariyer her şey değil, ama sevdiğin işi yapmak çok şey... Sürükleniyorum farklı mecralara. Dur be kaderim, biraz da benim fikrimi sor! Denetimden şube pazarlamaya sürüklenmek garip bir his... Naçar... Yoruldum artık şehir şehir dolaşmaktan ve otel odalarında çıldırmaktan. Bankacılığın çıkmazı belli: Pazarlama yapmazsan, yollar kapalı işte! Ya da pılını pırtını toplayıp ayrılacaksın bankacılıktan.

Oğlum, babanın kafası çok dolu ve karışık. Senin hürmetine, Rabbim gönlümden geçenleri nasip etsin inşallah...

Uykusuzluk, baş ağrısı, can sıkıntısı ve kalpte bir bunaltı... Bugün iyi değilim. Haykırsam... Çözüm olmaz ki... Uyumak, uyumak ve belki de hiç uyanmadan uyumak...

Kahve geldi. Acı, şekersiz ve tatsız... Hayat acı mı peki? Aslında değil... İsteklerimiz sınırsız ve insan arsız. Orada ölüm beni bekliyor ve dünya hayatı boş bir eğlence, ama manevi hayatıma hiç dikkat etmiyorum her ne hikmetse! "Bile bile lades" bu değil midir? İnsanız ve gönül ister çoğu şeyi. Az biraz Rabbimizi hatırlasak ve hayatımıza denge kazandırsak... Heyhat...

Yirmi Şubat sabahı... Yolculuk var yine. Bilet aldım. Dolaş dolaş, nereye kadar? Bir faydası da yok. Aldığım harcırah var ya, birçok insanın bir gecede gözünü kırpmadan harcayacağı kadar... Tek kârım: Yorgunluk... Denetimmiş, şubenin çok mu umurunda sanki? Şube kâr sağlıyorsa, gerisi boş... Ve bankacılıkta otomasyon çok fazla ve insanların bir hükmü yok gibi. Kendini anlı şanlı bir Maliye Müfettişi gibi hisseden arkadaşları görünce...

Maliye Müfettişi dedim ya, Vergi Müfettişi olmak hayalimdi, ama şu garibanlık var ya... Kimsesizim ve delicesine mücadele ediyorum. Hangi mülakatta, hangi referansı kullanacağım ki... Dün Çukurova Kalkınma Ajansı hakkında konuşuyorduk. Şartlarından bahsettim. Duyan birisi hemen telefona sarıldı ve nüfuz sahibi babasını aradı. Neymiş, kalkınma ajansı için tanıdıkları çokmuş... Dün laikler kadrolaştı, bugün Siyasal İslamcılar... Bense derinden derine haykırıyorum, ama ne duyan var ne de dinleyen. Boğuluyorum Allah'ım! Bu garibanlık boğuyor beni. Sürekli hayallerim ve umutlarım... Hiçbiri gerçek olmadıktan sonra, hayal kurmak -en basit anlatımla- safça ve hatta aptalca! Doğuştan yaftalamışım işte! Umut denizinde aptalca kulaç atmak mı azim, erdem ve haysiyet? Baba, sen bilinmez bir yere gittikten sonra çok gariban kaldım, çok... Halbuki sen ne çok kişinin yüzünü güldürmüştün! Dün sana gelenler var ya, çoğu muktedir... Ama bense tek başıma mücadeledeyim heyhat... Artık durulmak ve hayallerimin gerçek olduğunu görmek istiyorum.

Umutsuz değilim, haksızlıklara isyan ediyorum ve çözüm istiyorum. Affedersiniz, ama köşe başlarında yığınla it ve çevrelerinde bir sürü şakşakçı dalkavuklar... Allah'ım, aklıma ve kalbime sen sahip çık. Allah demez mi peki kendisi için hiçbir şey yapmadığımı? Ama olsun, sultana sultanlık ve gedaya da gedalık yaraşır.

Düttürü dünya... Yirmi bir Şubat sabahı... Acı kahve içtim. Keyif değil, uykusuzluğu bastırma. Kanatlanalı çok olmuş ve her an nihayete erebilir, ama uzayda boşlukta uçar gibi... Yani gören de yok, soran da... Kozanın her zerresinde emek, sabır, hayret, hicran be fedakarlık... Heyhat, kozadan çıkalı çok olmuş, ama kime ne? Öte yandan, tıfıl bir tırtıl acemice koza örmeye heveslenir. Tören alayı eksik sadece... Ve öfkelensen ve haykırsan, kim duyacak ve dönüp bakacak? Gitsen de hiçbir şey fark etmeyecek! Yağma sofrasında zevkten dört köşe olanlar, şu Cuma sabahı her türlü bedduayı hak ediyorsunuz aslında!

Cuma gecesi... Uyanığım. YDS çalışmaya çalışıyorum. Uykusuzum aslında. Uykumu ne zaman aldım ki ben? Sürekli uykusuzluk... Şöyle bir yatsam, yün yorgana sarılsam ve dalana kadar kısık sesle şarkılar... Mesela Erol Evgin, Tanju Okan veya Yıldırım Gürses... Sonra dalsam hissizce ve rüya bile görmesem... Asgari on saat uyusam, olmaz mı? Bu yazıyı bitirmek istiyorum. Vaktim çok az... Vesselam.