4 Eylül 2012

İÇ DENETİMDE OLMASI GEREKENLER

Türk Ticaret Kanunu'nun iç denetime&denetime olan katkıları tartışılırken ve Bertan Kaya Üstad tarafından "Öğrencilerin, yeni mezunların ya da meslek hayatlarının henüz başında olanların iç denetçilik mesleğini araştırmaları, ilgi duymaları ve bu alana hiç düşünmeden yönlenmelerini öneriyorum. Bu meslek önümüzdeki 10 yıla damgasını vuracak bir meslek olacaktır. Meslekte profesyonellik, farkındalık ve sertifikasyona olan talebin artması ve TİDE' nin konunun önemini iş dünyası ve siyasetçilere daha etkin olarak aktarabilmesi ile birlikte, iç denetçiliğin daha hızlı bir ivme ile yukarı çıkacağını düşünüyorum." cümleleriyle iç denetçilere gaz verilirken, iç denetim hakkındaki taze fikirlerimi buraya eklemek istiyorum. Taze fikir derken, olması gerekenle uygulama arasındaki farklar...

Bankacılık sektöründe denetim elemanıyım ve iç denetimin performansını düşüren bazı hususlar olduğunu düşünüyorum. Sektör ayrımı yapmaksızın, eleştirilerim aşağıdadır:

1- Kamuda ve özel sektörde aynı işleve sahip, farklı denetim birimleri mevcuttur. Bu saçmalık bir an önce kaldırılmalıdır. Şimdi bazı ukalaların söylendiğini duyuyorum. Diyorlardır: "Ey cahil, iç denetim, iç kontrol ve teftiş kelimelerinin anlamını bilmiyorsun!". Ben de diyorum: "Kelime oyunlarıyla uğraşmayı bırakın!". Benzer işleri yapan birimlerin olması abestir. İç Denetçi, Kontrolör veya Müfettiş... Yaptıkları işler büyük oranda aynı mı, değil mi? Çok başlılık sayesinde çıkar çatışmaları doğar ve performans (bireysel&kurumsal) düşüklüğü kaçınılmazdır...

2- İç denetimde süre kısıtlaması mümkün olduğunca olmamalıdır veya iç denetimin süresini belirlemede iç denetçinin fikirleri mümkün olduğunca dikkate alınmalıdır. Sahaya inmeden, ekranlar ve çeşitli yazılımlar kullanılaraktan hazırlanan "RİSK HARİTALARI" her zaman doğru sonuç veremez... Neden? Bilgisayarlar ve analiz yazılımları İNSAN ve ÇEVRE etkenlerini nasıl dikkate alsın ki...

3- İç denetim faaliyetlerinde takım çalışmasından mümkün olduğunca istifade edilmelidir. Salt "Üstad ve çıraklık" ilişkisinden bahsetmiyorum. Farklı bakış açıları sunan, sizin göremediğinizi gören bir takım çalışması... Neden mi? İç denetimde gözlem çok önemli. Gözlem mi? Evet, huzursuzluğa sebep olmadan denetlenen personeli ve çevreyi gözlemlemek... İyi bir gözlem için PSİKOLOJİ biliminden çok iyi anlamak gerek. Peki sormak istiyorum, acaba hangi kurumda iç denetçilere psikoloji, davranış bilimleri, beden dili ve hipnoz gibi eğitimler verilmekte? Görmedim, duymadım ve bilmiyorum... Demiyorum ki denetlenen personeli hipnoz edip usulsüzlükleri tespit edelim:)

4- İç denetçiler teknolojiyi çok iyi kullanabilmelidir ve gerekli eğitimler kurumlar tarafından karşılanmalıdır. İste dosyayı, eksiklik olan yeri yeşil kalemle çiz ve kendini bir şey san... Eski tür denetim bitti. "Sawyer's Internal Auditing" kitabını veya The IIA tarafından yayınlanan standartları incelerseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.



5- İç denetçinin moralini yüksek tutmak gerek... "Sen yönetimi temsil ediyorsun!" demek asla ve asla yeterli değildir. Elinde kırbacı, sert bakışlı ve psikopat müfettiş türünü elbette savunmuyorum, fakat iç denetçinin huzurunun temin edilmesi gerekir... Demiyorum ki iç denetçi bir çocuk gibi şımartılsın. Hayır efendim, kurumsal ve akla uygun süreçlerin olması bile yeterlidir.

6- İç denetçiler için bölgesel oluşumlar çok önemlidir. Tamam, aynı iç denetçi aynı yerleri sürekli denetlemesin, fakat göçmen kuş gibi oradan oraya süreklenirse bir insan... Ne mi yapar? Kimi boynunu büker, kimi sabırla fırsat bekler ve kimi de denetlediği oluşumu ve personeli böcek olarak görüp ezer. Bölgesel oluşum konusuna gelelim... Diyelim ki X adlı şirketin A ve B şehirlerinde yatırımları var. Ayrıca iç denetçi M A şehrinde ve iç denetçi N ise B şehrinde ikamet ediyor ve çalışıyor. Tarafsızlık ve objektifliğin bozulmaması uğruna, M'yi A şehrinden ve N'yi B şehrinden mümkün olduğunca uzak tutarsanız, emin olun ki iç denetçiler psikopat veya silik olur... Örneğin M 9 ay A şehrinde ve 3 ay da B şehrinde denetim yapar ve böylece tarafsızlık ve objektiflik bozulmamış olur. Ne mi demek istiyorum? İç denetçi elinde bavul, yüreğinde sızı ve otobüste oturmaktan beli ağrıyan bir ucube değildir.

7- Değer katan denetim nedir? Rapor yazmak mı? İsterseniz bin sayfalık rapor yazın, ama bu kurumunuza değer kattığınızı asla ve asla göstermez. Bugün bir eksikliği kritik edersiniz, icrai birim düzelttiğini söyler ve bu devran böyle sürer... Değer katan bir iç denetçi olabilmek için danışmanlık ve eğitim faaliyetlerine katılmak mutlaka gerekli diye düşünüyorum. Görebildiğim kadarıyla, Türkiye'de iç denetimin en büyük hatası şudur: Güvence hizmetlerine aşırı yönelmek ve danışmanlık hizmetlerini ihmal etmek... Peki neden böyle oluyor? Zaman kısıtı... En azından bankacılık sektörü için söylüyorum, şube denetimlerinde dosyaların arasında boğulmanız çok doğal... Şube toplantısı veya yazılan e-postalar veya bizzat konuşarak aktarılan uyarılar... Yeterli değiller... Oturacaksınız, analiz edeceksiniz, vakit ayıracaksınız, hata ve aksaklıkların giderilmesi için inatla bekleyeceksiniz, insanlarla sürekli iletişim halinde olacaksınız... Ama zaman kısıtı var ya...

8- İç denetçinin en etkili silahı gözlem yapmaktır. Gözlem mi? Sadece cari gözlemden bahsetmiyorum, geçmişe dönük gözlemi de oldukça çok önemsiyorum. Önemli bir eksikliği iç denetim raporuna yazarsınız ve icrai birimden çeker gidersiniz... İcrai birim yanıt yazar ve eksikliğin giderildiğini veya benzer eksikliğin tekrarlanmayacağını yazar... Uzun bir süre sonra aynı icrai birimde iç denetim faaliyetine tekrar başlanır ve bir önceki rapor gözden geçirilir... Hani önemli bir eksikliğimiz vardı ya... Aynı türden eksikliğin tekrar edip etmediği yeniden incelenir... Fakat iki iç denetim dönemi arasında geçen sürede, aynı türden veya benzeri eksiklikler tekrar ediyorsa?.. Bu durumda ne mi oluyor? İcrai birim tarafından iç denetim birimine çok güzel bir gol atılmış oluyor. Bir tane bankacılık sektöründen örnek vermek istiyorum. Banka şubesine gittiniz ve güvenlik görevlisinin müşterileri gözlemlemek yerine sürekli bulmaca çözdüğünü gördünüz ve bu durumu raporunuza eklediniz. Böyle mi kalacak veya bir sonraki iç denetime kadar aynı davranış tekrarlayıp duracaksa yazdığınız raporun ne anlamı var ki?.. Bu durumda yapılması gereken şudur: Uzaktan kontroller... Şube kameralarını izleme yetkiniz olacak ve belli periyotlarla ilgili şubenin güvenlik görevlisini şube kameralarından seyredeceksiniz... Evet, iç denetçinin en etkili silahı gözlem yapmaktır.

9- İç denetim birimlerinde "üstad-asistan" ilişkisinin abartılmaması gerek diye düşünüyorum. Birçok kamu kuruluşunda ve bankada çalışan denetçi, kontrolör ve müfettiş arkadaşım var ve hepsinin hatıralarında "çektiren, hayatı zehreden ve ego tatmini yapan üstad" mevcuttur. Abartmayın efendim, tecrübesi fazla olanın alt devreye haksız yere sert davranmasını hangi ahlakla, töreyle ve vicdanla açıklayabilirsiniz?.. Askerde bir söz vardı, hatırlarsınız: "Komutan her zaman haklıdır!". Hayır efendim, askeri mantığı iç denetim birimlerine getirmenin ne anlamı var! Demiyorum ki "üstad-asistan" ilişkisi ortadan kaldırılsın... Sadece ve sadece insanca hareket etmeyi, bilgi paylaşmayı, saygı göstermeyi ve takım çalışmasını savunuyorum. Elbette asistan üstadına saygı gösterecek, ama üstad da asistanını aşağılık bir mahluk olarak görmeyecek. Mesleğe ilk başladığımda birlikte dolaştığım ve 10 yılı aşkın banka müfettişliği/denetçiliği yapmış bir üstadım vardı. Reklam olmaz, kendisi İmar Bankası'nda müfettiş yardımcısı olarak ilk görevine başlamış. Asabi mi asabi bir üstadı varmış ve öyle bir üstadmış ki asistanların lokantada ne yiyeceklerine bile o karar verirmiş... Benim de çok hatıram var, ama burada yazmam doğru olmaz. Fakat küçük bir hatıramı yazayım: Yaklaşık 18 aylık tecrübeliydim. Üstadın biriyle bir şubeye gittik ve şubenin içi çok sıcak... Kasa sayımı ve müdürle görüşme bitti ve yerimize geçtik. Masada otururken ceket çıkarma huyum vardır. Ceketlerimin buruş buruş olmasından nefret ederim ve şubenin içi çok sıcaktı... Neyse, masama geçince ceketimi çıkardım ve koltuğun arkasına taktım... Öğle arasında yemeğe çıktık ve daha lokantaya varır varmaz, yemek bile seçmeden fırçayı yedim. Üstad aynen şunları söyledi: "Sen benden izin almadan şubede nasıl ceketini çıkartırsın?.."... Hatıraları bırakalım, ama bu yazdıklarımda bir hikmet olduğunu düşünüyorum.

Velhasıl, iç denetçilik oldukça zahmetli, sabır isteyen, yorucu, sinir bozucu bir iştir. Tavsiye eder miyim? Elbette ederim, fakat her insan iç denetçi olamaz. Eğer çok hareketli ve yerinizde duramayan bir insansanız, iç denetçilik size göre değildir. İç denetimde azimle çalışma, sürekli kendini geliştirme, sabırla davranma ve inatçı olmak elzemdir. Bu konu hakkında milyon tane şey yazabilirim, ama şimdilik bu kadarı yeterli... Selametle...

Hiç yorum yok: