26 Aralık 2011

KONYA MEVLANA MANZARALARI





























Konya'da çektiğim resimleri yukarıya ekledim, ama 3 noktada eleştirim var:

1- Mevlana Müzesi'nin bahçesinde bulunan bir yer var. Çay, kahve ve hediyelik eşya var. İçeride Batı müziği çalıyor. Yuh yani... Camii ve türbenin bulunduğu mekanda bu terbiyesizliği yapıyorlar.

2- Müze civarında bulunan lokantaların tamamı kazıkcı... Diyebilirsiniz: "Yemeseydin!". Tamam, fakat yemeklerin fiyatını belirten listeden farklı tahsilat yaptılar. Gittiğim lokantaların hepsi sahtekar çıktı.

3- Mevlana Kültür Merkezi civarında esrar satan, gasp yapan vb. gereksiz insanlar ve gereksiz mahalleler var. Irkçılık ve ayrımcılık yapmaya karşıyım, ama adamların ne olduğu belli. TOKİ'ye bayağı iş düşüyor.

15 Kasım 2011

ANTAKYA MANZARALARI 2

Hatay merkezde yani Antakya'da yağışlı ve soğuk bir hava var. Bu nedenden dolayı fazla resim çekemiyorum. Boş vakitlerimde, otel odasında kalmak zorundayım. Hava soğuk ve rüzgarlı... Eski Hatay evleri bakıma alınmaya başlamış. Gelecek adına güzel bir hadise. İnşallah bütün eski evlere sahip çıkılır. Birkaç tane resmi aşağıya ekliyorum.















DENETÇİNİN OLMAZSA OLMAZLARI

Ver gazı Mustafa'ya, yazsın gerçekleri... Yazmazsam patlayacağım; çünkü bugün kendime gelemedim. Uykusuz değilim, ama garip bir halsizlik... Teolojik boyutuna girmiyorum, ama 'Denetçi/Kontrolör/Müfettiş' kutsal bir kavram ya... Bugün kutsala dokunmak ve biraz da kendimi iğnelemek istiyorum. Git şubeye, otur masaya ve iste dosyaları... Kutsal 'Denetçi/Kontrolör/Müfettiş' neler mi yazar? Aşağıda örnekleri:
- 'Talimat aslı eksiktir.'
- 'Tediye fişinde imza yok.'
- 'Adres teyit belgesi eksiktir.'
- 'Islak imzalı eş muvafakatnamesi eksiktir.'...
İnsanın kafayı yiyesi geliyor. Üniversite mezunu adamlar imza eksikliği ile, talimat aslı noksanlığıyla uğraşıp durur. Tamam, bahsettiğim geyikten örnekler banka için risk noktalarıdır, ama 'The IIA'ya bakarsanız, iç denetçi çok farklı bir adamdır. 'The IIA' mı? Türkiye için TİDE... Her neyse, beklenen iç denetçi nedir? CIA'sı vardır, CAAT konusunda uzmandır, en azından yüksek lisans yapmıştır, yabancı dil sorunu yoktur vb... Efendim, gocunmayalım, ama Türk bankacılık sistemi nitelikli 'Denetçi/Kontrolör/Müfettiş' sıkıntısına bal gibi sahiptir. Örnek mi? En başta bu adam... Yazık, ama bal gibi de gerçek bundan ibaret... Bu konuyu burada bıraksam iyi olacak, yoksa biz 'üstat'ların foyası açığa çıkacak...

'Denetçi/Kontrolör/Müfettiş' ne mi yapar? Bol bol gezer. Yaklaşık 4 yıllık bir bankacıyım ve göçmen kuş gibiyim. Bu mesleğe yeni başlayacak çömezler, bu yazıyı iyi takip edin! Gittiniz yabancı bir şehre, kimseyi tanımıyorsunuz ve otele yerleştiniz. Buraya kadar normal, ama belli bir süreden sonra fıttırmamanız için pek bir sebep yok. Yabancı bir şehirde, turnede nelere mi ihtiyaç duyacaksınız? Aşağıda:
1- İyisinden su ısıtıcısı... Aldığınız harcırahı çay ve kahveye vermek istemiyorsanız, sakın ha dalga geçmeyin. Otelde, akşam çay, kahve veya ada çayı içmeden nasıl duracağınızı sanıyorsunuz? İyisinden bir su ısıtıcısı mutlaka bavulunuzda olmalı. Benim su ısıtıcısının resmi aşağıda bulunmakta.



2- Fincan, çay kaşığı ve küp şeker
3- Kahve, poşet çay ve diğer poşet bitki çayları
4- Kişisel bilgisayar... Kurum bilgisayarı (laptop) hiçbir işe yaramaz; çünkü saçma sapan güvenlik yazılımlarıyla doldurulmuştur. Kurum bilgisayarında ne film seyredebilisiniz, ne de internet kullanabilirsiniz. O güvenlik yazılımları var ya... Tarihle, sanatla vb ilgili web sitelerini bile 'adult category' sanıp açmaz.
5- Şemsiye... Kaldğınız otel ve şube arası mesafe fazlaysa, her zaman şube müdürünün sizi otele bırakacağını mı sanıyorsunuz?
6- Taşınabilir hard disk... Muhahhak sevdiğiniz dizileri, filmleri, resimleri vb yanınızda taşımalısınız.
7- Yeşil tükenmez kalem:) Şaka... İhtiyaç durumunda kullanılabilir, ama hasta ruhlu olduğunuzu düşündürecek kadar kullanmayın.
8- En önemli şey: 'ÜSTAT'... Yanınızda muhakkak 1 adet ÜSTAT bulundurun:) Canınız fırça yemek isteyebilir veya hangi yemeği yiyeceğinize karar veremezsiniz vb... Böyle durumlarda 'ÜSTAT' her derde devadır:)
9- Digital fotograf makinesi... Muhakkak yanınızda bulundurun.
10- Masa lambası... Bütün otel odaları loştur ve insanın uykusunu getirir. Muhakkak bavulunuzda masa lambası taşıyın.
11- Bir çift terlik... Otellerin beyaz, kumaştan yapılan ve ıslandığı vakit ayaklarınıza sakız gibi yapışan terliklerine muhtaç mı olmak istiyorsunuz?

Yarı şaka, yarı ciddi... Bu yazı daha devam eder, ama ölçüyü kaçırmamak gerek. Kutsal banka denetçileri, kontrolörleri veya müfettişleri hep yollarda, turnelerde... Vesselam.

10 Kasım 2011

KCK, KURBAN BAYRAMI VE 10 KASIM

KCK ile başlayalım. Sadece KCK ile devam etmeyeceğim. KCK'nın ne olduğu belli, ama onu mazur gören, devleti suçlayıp duran liberallerle gönül bağım, arkadaşlığım ve dostluğum bütünüyle kopmuştur. Liberal olmak terör yalakalığını mı mazur gösterecekmiş, şaşarım. Adamlar paralel devlet kuruyor, silah zoruyla yapmadıklarını bırakmıyor, ama liberallere göre onlar her zaman masum. Liberallerden nefret etmeye mi başladım?.. Ben mi? Kesin sınırlar belirtmemek şartıyla, muhafazakar demokrat ve(ya) muhafazakar milliyetçi... Gurur duyarım ki KCK/PKK çizgisini mazur gören liberallerden değilim ve asla olmak istemiyorum.

Kurban bayramı da geride kaldı. "Ah nerede o eski bayramlar:(" muhabbeti yapacak değilim. Bayramla ilgili sinir olduğum 3 şeye değinmek istiyorum:
1- Eski bayramları zırt pırt anıp günümüzden, günümüz insanından şikayet eden insanlara sinir oluyorum. Elbette her geçen gün bugünden daha güzeldir, ama insanın ve hayatın kaderi bu... Hayat akıp geçecek elbette.
2- Kurban kesmek elbette dini görevimiz, ama bazı konularda boş konuşuyoruz. Efendim, kesilen hayvanın hiç canı yanmazmış ve boğazlanmak hayvan için gurur kaynağıymış da... Efendi, bıçağın altına sen mi girdin ki boş beleş konuşup duruyorsun. Kurban kesmenin elbette maddi ve manevi faziletleri vardır, ama ibadetlere mantık boyutundan bakmanın da sınırı olmalı. Din sadece mantık değildir ve hayatta her şeyi mantıkla açıklamaya çalışmak abesle iştigal etmektir.
3- Kurban derisini nereye vermem konusunda bana yol göstermeye çalışan insanlara sinir oluyorum. Kurban derisini ne Türk Hava Kurumu'na, ne Kızılay'a ve ne de başka bir yere vermek zorunda değilim. Karışmayın, aklım başında ve işleyeceğim günahın veya sevabın sorumluluğu bana aittir.



Atatürk'e ve silah arkadaşlarına Allah'tan rahmet diliyorum. Bugün işe geç kalıyordum, çünkü Kemalist zihniyet yolumu kesti. Mustafa Kemal sadece Kemalist zihniyetçilerin Atatürk'ü ya... Ana cadde trafiğe kapatılmış. Saçma sapan bir yerde dolmuştan indim. Hızla işe doğru yürümeye başladım. Kulaklarımı tırmalayan bir siren sesi çalmaya başladı. Aman Allah'ım, bütün insanlar ve trafik bir anda duruverdi. Dursan bir türlü, durmasan bir türlü... Bir dakika boyunca süren dangalakça bir siren sesi... Kemalist zihniyet, Mustafa Kemal'i dangalakça bir siren sesi olmadan anamıyor muyuz? Saçmalık, saçmalık, saçmalık... Ulu önder dersiniz, ama günahları için dua mı edersiniz, onun hayrına bir fakiri mi doyurursunuz... Siren sesiyle ölü gibi duran, ama rakı masasında en işveli şarkılarla kendinden geçen yüce insanlar, bu ülke siz olmasanız ne yapardı? Atatürk'ü adam gibi anmayı öğrendiğiniz zaman, taassuptan kurtulduğunuz zaman, emin olun ki Atatürk'ün ruhu daha iyi hissedecektir.

Başlıkla ilgisi yok, ama güzel ülkemden bir haber: "Pitbull kahvehaneye daldı! KOCAELİ`nin Darıca İlçesi`nde kovaladığı çocukla birlikte kahveye dalan pitbull cinsi köpek, bir kişiyi testislerinden, bir kişiyi de kol ve ayaklarından ısırarak yaraladı...". Zavallı hayvan öldürülmüş. Hayvavın öldürülmesi gerçekten üzücü, ama bir köpeğin bir kahveyi basması güzel ülkemde olabilecek garip olaylardan birisi. Hayvanın ölmesi üzücü, ama kahkahayla gülmekten kendimi alamadım.

Bayramla ilgili son bir nokta: Dedeniz ve(ya) babanız hayattaysa, hemen gidip ellerini öpün. Bayram namazına birlikte gidebileceğiniz bir dede, bir baba çok ama çok önemliymiş. Dedelerimin ve(ya) babamın hayatta olmasını bu bayram o kadar çok istedim ki... Vesselam.

24 Ekim 2011

DOĞU DEPREMİ ve ADANA'DA GÖRDÜKLERİM

Dün gece Van merkezli büyük bir deprem oldu. Yüzlerce ölen var. Ölenlerin bir kısmı kardeşim, bir kısmı değil... Kardeşim? Ülkesini seven, pkk'dan nefret eden Müslüman Kürt... Kardeşim olan Kürtlere Allah'tan rahmet diliyorum. Kardeşim olmayan Kürtler mi? Öldükleri için kına yakmıyorum, ama hiç de üzülmüyorum. Neden mi? Ben tarafım çünkü. Ben şehitlerle aynı taraftayım. (Şimdi bazı gerzekler yanlış anlayabilir! Bediüzzaman gibi saygı duyduğum bir büyük ve asker arkadaşım Ferhat, ev arkadaşım Naci Kürt kökenlidir.)

Yazının Adana'yla olan ilgisi ne mi? Öğle yemeğinden sonra biraz yürüdüm. Trafik felaket; çünkü ana caddelerden biri kapatılmış. Bdp'li hainler sloganlar atıyordu. En acısı ne mi? Bdp'li hainleri koruyan bir sürü polis vardı. Devlet benden vergi (gelir, bsmv, kkdf vb.) kesiyor, polis istihdam ediyor ve polisler de Bdp'li hainleri koruyor. Hainlere fazla yaklaşmadan uzaktan baktım, çünkü kendimi kaybetmem mümkün olabilirdi. Ne tür sloganlar atabilirler: "Faşist devlet, depreme de sen sebep oldun!" veya "Depremde ölenler kadar Türk öldürmek hakkımızdır!" vb... Abartılı oldu, ama bu hainlerden beklememem için bir sebep söyleyin. Vesselam.

18 Ekim 2011

AYNI PALAVRALAR

Gazete özeti: "Hakkari'de hain saldırı: 24 şehit. Hakkari'nin Çukurca ilçesinde teröristler gece saatlerinde çok sayıda yere silahlı saldırı gerçekleştirdi.". 19 Ekim 2011...

Siyasetçiler neler mi söyleyecek? Aşağıda...

- Bir öldük, bin doğarız.

- Pkk kendi sonunu hazırlıyor.

- Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin.

- Mübarek kurban bayramından sonra günlerini görecekler.

- Bıçak kemiğe dayandı.

- Kandil'e Türk bayrağı çek.

- Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

- Her şeye rağmen açılım devam edecek.

- Kaçış yolları tutuldu.

- Özel birlikler peşlerine düştü...

Heyhat, aynı palavralar...

Bu arada açıkça belirtmek istiyorum: Ülkesini seven Kürtler sonsuza dek kardeşimdir, ama BDP/Pkk destekçisi olan "OR... ÇOCUKLARI"yla birlikte yaşamak istemiyorum. BDP'ye oy veren 3 milyon insandan nefret ediyorum. Vereceksin Hakkari ve Şırnak gibi birkaç tane ili ve güzelim ülkemden gerisin geriye gidecekler!

Savaş mı? VARIM!

Nefret mi? VARIM!

İç savaş mı? VARIM!

İntikam mı? VARIM!

ÇÜNKÜ BEN ŞEHİTLERLE AYNI SAFTAYIM!..

20 Eylül 2011

SÜTÇÜ İMAM'IN MEZARINDAN KESİTLER

Çınarlı Camii bahçesinde meftun olan Sütçü İmam'ın mezarından ve camii bahçesinden resimler aşağıda bulunmaktadır. Çınarlı Camii mi? Uzunoluk Hamamı'nın karşısında, ara sokaktan girince... Küçük, ama oldukça sevimli bir camii...













19 Eylül 2011

KAHRAMANMARAŞ'TAN YANSIYANLAR 2

Ahır Dağı'nın eteklerinde bulunan TERAS'ta çektiğim iki adet resimi aşağıya ekliyorum. İlk resimde Abdülhamid Han Camii bütün ihtişamıyla yer almakta. Teras'a giderseniz dikkat edin, dağın eteklerinde olduğunuz için üşüyeceksinizdir.





Ünlü Bahtiyar Yokuşu'nun akşam görünüşü aşağıda bulunmaktadır.



Aşağıdaki apartman resimi nereden mi çıktı? Bir zamanlar üçüncü kat (ön cephede ki ışık yanan daire) bize aitti... Çocukluk hatıraları... Binevler... Bitmek tükenmek bilmeyen kooperatif ödemeleri...



DEVAM EDECEK...

8 Eylül 2011

ESKİLERDEN: PAZAR GÜNLERİ

Seksenli yıllarda doğanlar hatırlar: Bizim sıkıcı Pazar günlerimiz vardı. Pazar günü demek can sıkıntısı ve bunalım demekti. Neden mi? Aşağıda anlatmaya başlayayım.

Tek kanallı, siyah-beyaz televizyonların evlerde bulunduğu günlerdi. Sadece TRT'yi seyredebildiğimiz televizyonlar... Çocuksun, kahvaltıdan önce veya sonra çizgi film seyretmek istersin, ama mümkün mü? Hayır, asla mümkün değil... Kahvaltı yaparken "Pazar Konseri" veya "Pazar Kanseri" ne alakaysa!.. Evet, Pazar günleri Batı Klasik Müziği yayınlatan bir devlet zihniyeti... Çağdaşlaşmak ve Batı toplumuyla bütünleşmek... Resmi adı "Pazar Konseri"ydi ama halk arasında "Pazar Kanseri" olarak bilinirdi. "Pazar Kanseri" başladığı zaman, televizyon özenle kapatılır ve kahvaltı huzurunun bozulmasına izin verilmezdi.

Öğle vakitlerinde yüreğim buram buram yanmaya başlardı; çünkü yoğun ve kızgın banyo saatleri beni beklerdi. Evlerin sobalı olduğu, tüplü şofbenlerin yeni yeni piyasaya çıktığı, Pazar günlerinin toplumun genelince umumi banyo günü olarak kabul edildiği ve banyolarda kazanlı sobaların bulunduğu yıllardan bahsediyorum. Kazanlı soba mı? Örnek bir resmi aşağıya ekliyorum.



Çocuktuk ve kendi başımıza yıkanma lüksümüz mevcut değildi. Rahmetli babam tarafından yıkanırdım. İnanılmaz derecede sıcak bir banyo, yaz sıcaklarını özlettiren soğuk bir hava ve başımızdan aşağı dökülen kaynar sular. Belirteyim, şampuanlar yeni yeni piyasaya çıkmaya başlamıştı. Saçımızı yıkamak için Hatay sabunu veya beyaz kalıp Haci Şakir kullanılırdı. Yorgun ve haşlanmış olaraktan banyodan çıkar, soğuk holden geçer ve sobanın çıtır çıtır yandığı oturma odasına teşrif ederdik. Sobanın etrafında giyinir ve kaderine razı olmuş koyunlar gibi otururduk. Allah'tan, Red Kit başlardı da biraz gülerdik. Merdaneli çamaşır makinesi çalıştırılmamışsa, elde yıkanan çamaşırlar sobanın çubuklarına asılır ve ıslak çamaşır kokusu bütün evi sarardı.



Akşam yemeğini müteakip, öğrencilerin belası "ev ödevleri"... Canınız sıkıla sıkıla, elbette zoraki yapılan ödevler... Banyonun verdiği rehavet, çamaşır kokulu nemli oda, cehennem gibi sıcak soba ve oturma odası, buz gibi diğer odalar, sobanın üstünde fokurdayan çaydanlık, yere serilen döşekler, yer yatakları ve erkenden uyumalar...

Elbette çocuk kalmamız mümkün değil ve yıllar şaha kalkmış koşuyor. Ama 1980'li yıllar ister istemez özleniyor. Çocukluğum, hatıralar, yoksunluklar, kalabalık aile meclisleri ve geri gelmeyecek nice güzellikler...

6 Eylül 2011

BEN DEDEMİN TORUNUYUM

Rahmetli dedemin "HÜR ADAM GAZETESİ"nde yayınlan mektubu... Tarih mi? 8 Eylül 1959... Benim kahraman, çileli ve mücahit Mustafa Dedem...









2 Eylül 2011

ESKİLERDEN: KURMALI ÇALAR SAATLER

Cep telefonunu bilmediğimiz yıllardı ve henüz çocuktum. Masum, zamanın akmasının tanığı olmayan, kasvetten ve elemden uzak bir çocuk... Kurmalı çalar saatimiz vardı. Modern zamanın yeni yetme gençleri bilmez, ama her evde muhakkak kurmalı çalar saat bulunurdu. "Tik tak tik tak..." sesleri hayatın tam da içindeydi. Pilli çalar saatlerden bahsetmiyorum. İki tane kurma anahtarı bulunan çalar saatlerden bahsediyorum. Bir anahtar saatin normal çalışması için, diğer anahtarsa zilin çalması için...



Kurmalı çalar saatlerin "tik tak" sesleri... Beyninizin içinde yankılanan "tik tak" sesleri... Hele yeni yatmışsanız ve herkes uyuduysa... Tik tak, tik tak... İsterseniz ninni, isterseniz de sinir bozucu sesler...

DEVAM EDECEK...

28 Ağustos 2011

ESKİLERDEN: KAHVE DEĞİRMENLERİ

Çok eski çağlardan kalma değilim, ama 1980'li ve 1990'lı yılları idrak ettim. Günümüzde unutulmaya yüz tutan, teknolojiye yenilen veya umursanmayan bazı güzelliklere değinmeyi ve yazı dizisi oluşturmayı düşünüyorum. İlk yazı: "Kahve Değirmenleri"...

O yıllarda kahve zincirleri ve ithal kahveler yoktu. "Türk Kahvesi" ağır bir abiydi ve misafirlere özeldi. Hele biz çocukların kahve içmesi pek mümkün değildi. Ancak kahve fincanlarının dibine musallat olabilirdik veya insaflı bir büyüğümüzün birkaç damla ikramına... Hatırlarım, rahmetli dedem, fincan tabağına birkaç damla kahve dökerdi ve o birkaç damla kahveyi büyük bir heyecanla içerdim.

"Türk Kahvesi"ni marketten, 100 gramlık poşetlerle satın alan densiz aileler olduğunu da hiç duymamıştım. Her evde muhakkak kahve değirmeni bulunurdu. Kahve değirmeni mi?.. Devasa bir şey değil. Aşağıya resmini ekliyorum.



Kahve kavrulmamış olarak satın alınırdı. Alüminyum tava kızdırılır ve kavrulmamış kahve sıcak tavanın insafına bırakılırdı. Allah'ım, kahve kavrulurken açığa çıkan o enfes koku bütün eve yayılırdı. Kahve iyice kavrulduktan sonra azıcık soğumaya bırakılır ve devamında değirmenin içine birkaç avuç kahve çekirdeği koyulurdu. Değirmenin kolu birazcık zorlukla dönderilir ve kavrulmuş kahve çekirdekleri toz hale getirilirdi.

Gün geldi, kahve değirmenleri tozlu raflara kaldırıldı, poşetlerde kahve satılmaya başlandı, ithal kahve çılgınlığı herkesi cezbetti, kahve zincirlerine yeni yetme gençler gitmeye başladı ve bir güzellik daha tarihin arka sayfalarında kayboldu...

22 Ağustos 2011

ŞEHİTLER ve MÜNAFIKLAR

Şehitler ve münafıklar... İnsanları münafıklıkla itham etmek kolay değil, ama tutamıyorum kendimi... İftiradan Rabbime sığınırım, ama başka ne diyeyim ki... Altan TAN, sana sesleniyorum! Münafık olmadığını ispatlamak senin elinde. Eğer gerçekten inançlı bir insansan, şerli bir terör örgütünün partisinde ne işin var, ruz-i mahşerde nasıl hesap vereceksin? Bu münafıklık değil midir?








Jandarma Binbaşı Yavuz BAŞAYAR... Özel Harekat Tabur Komutanı... Hayatının baharında, kahramanca şehit oldu... Altan TAN, münafık olmadığını ispatlaman gerek!..

Kur'an'da Şehitler:

"Eger Allah yolunda öldürülürseniz veya ölürseniz, Allah'in size lütfedecegi magfiret ve rahmet onlarin biriktirdiklerinden daha hayirlidir. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki Allah'in huzurunda toplanacaksiniz." (Ali Imran, 3/157-158)

"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayin. Aksine onlar diri olup Rableri katinda riziklandirilmaktadirlar. Allah'in lütfundan kendilerine vermis olduklariyla sevinç içindedirler ve arkalarindan henüz onlara kavusmamis olanlari, kendilerine bir korku olmayacagi ve üzülmeyecekleri üzere müjdelerler." (Ali Imran, 3/169-170)

Kur'an'da Münafıklar:

"İnsanlardan öyleleri vardır ki: 'Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik' derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır." (Bakara Suresi, 8-10)

"Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar." (Münafikun Suresi, 4)



2 Ağustos 2011

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ ve İÇ DENETÇİLER

Uluslararası İç Denetim Mesleki Uygulama Standartları/Nitelik Standartları 1210.A3: "İç denetçiler, verilen görevi yerine getirebilmek için kilit bilgi teknolojisi riskleri ve kontrolleriyle ilgili yeterli bilgiye ve mevcut teknoloji tabanlı denetim tekniklerine sahip olmak zorundadır. Ancak, bütün iç denetçilerin, asıl sorumluluğu bilgi teknolojileri denetimi olan denetçiler kadar uzmanlığa sahip olmaları beklenmez."

Meslekdaşlarıma sesleniyorum! Önüne gelen dosyayı inceleme devri bitmedi mi?..

Devam edecek bir yazıdır...